DOLAR 31,1876 0.13%
EURO 33,7246 -0.27%
ALTIN 2.030,76-0,10
BITCOIN 18471454,83%
Hatay

AÇIK

13:22

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

Doç. Dr. Şafak Nakajima

Doç. Dr. Şafak Nakajima

25 Aralık 2023 Pazartesi

SAHTE DOSTLAR

SAHTE DOSTLAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Doç. Dr. Şafak Nakajima 
Günümüzde aileler küçüldükçe, dostlardan oluşan bir aile kurma ihtiyacı artıyor. Ancak, bu süreçte karşılaşılan önemli zorluklar var.
Yüz yüze temasın yerini teknolojinin alması, karşılıklı sorumluluk, ilkeli davranış, nezaket gibi ilişki erdemlerini hızla yok ederken, yoğun iş temposu ve yaşam zorlukları, derin ve sağlam ilişkiler kurma sürecini olumsuz etkiliyor.
Ayrıca, toplumun değişen dinamikleri, insanları bir arada tutan ortak değerlerin erozyonu ve bireyselleşme eğilimleri, birbirimize daha az bağlı hissetmemize yol açıyor. İlişkilerde güven, samimiyet ve karşılıklı anlayışın kaybolması nedeniyle, dostlukların aile gibi güçlü bir destek sistemine dönüşmesi artık pek kolay değil!
Son yıllarda birçok hastam benimle, sahte ilişkilerden kaynaklanan düş kırıklıklarını paylaşıyor. Arkalarından yapılan dedikodulardan duydukları üzüntü, güvensizlik hissi, manipülasyonlar sonucu özdeğer kaybı gibi duygusal zorluklarla başa çıkmak zorunda kalıyorlar. Hemen hepsi aynı şeyleri soruyor:
Kime güveneceğimi bilmiyorum!
Sahte bir dostu nasıl ayırt edebilirim?
Sahte dostların çok bilindik bir özelliği, iyi gün dostu olmalarıdır. Her şey yolunda gittiğinde yanınızda olan bu kişileri, zora düştüğünüzde arasanız da bulamazsınız.
Çoğu fırsatçıdır. Kendileri bir şeye ihtiyaç duyduklarında ortaya çıkar, arar sorarlar. İyiliğinizi ve cömertliğinizi sömürürler. Maddi ve manevi olanaklarınızdan, gerçek bir minnettarlık veya karşılıklılık göstermeden faydalanırlar. Suçluluk duygusu ve manipülasyonu kullanarak sizi kontrol etmeye ve istediklerini elde etmeye çalışırlar.
Sizi övgülerle boğabilirler, ancak niyetleri gerçek değildir. İltifatları manipülasyon amaçlıdır. Aslında başarılarınızı kendileri için bir tehdit olarak görürler. Üstünlük kurmak için sizi küçümser, çabalarınızı ve başarılarınızı yok sayarlar.  Örtülü ya da açık rekabete girip sizi geçmeye çalışırlar.
Bazıları onay arar. Kendilerine saygı duyabilmek için dikkatinizi, onayınızı ve övgünüzü isterler. Ancak sizin nasıl olduğunuzla, iyiliğinizle ilgilenmezler.
Sahte dostların yaygın başka bir özelliği, dedikoducu olmalarıdır. Size dair de yalanlar söyler veya mahrem bilgilerinizi paylaşabilirler. Bu da itibarınıza ve ilişkilerinize zarar verir.
Başkalarının zor duruma düşmesinden hoşlanır, dramlardan beslenirler. Kaos ve çatışmadan zevk alırlar. Aniden hayatınıza gereksiz drama ekler veya sizi sorunlarına dahil ederler.
Yalan söyler, doğruları inkâr eder ve sizi gerçeğin ne olduğunu bilemez hale getirene kadar zihninizi karıştırırlar.
Hemen hepsi birer enerji vampiridir. Onlarlayken veya yanlarından ayrıldıktan sonra kendinizi bitmiş tükenmiş hissedersiniz.
Bu zorluklarla başa çıkmak için, içsel güç ve anlayış geliştirmeniz gerekir. Kendi değerinizi bilmeniz ve sağlıklı sınırlar koymanız, kendinizi korumanıza ve nitelikli ilişkiler kurmanıza yardımcı olur.
İyi bir dostun tanımı kanımca, yazar Edward Cunningham’ın dile getirdiği gibidir:
“Dostlar nasıl olduğumuzu soran ve sonra da cevabımızı duymayı bekleyen ender insanlardır.”
Devamını Oku

AKLINDAN ŞÜPHEYE DÜŞÜRMEK

AKLINDAN ŞÜPHEYE DÜŞÜRMEK
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Doç. Dr. Şafak Nakajima
“Aklından şüphe düşürmek” ifadesi, karşınızdaki kişinin duygu ve düşüncelerinizi sorgulayarak veya gerçekleri çarpıtarak size duygusal şiddet uygulamasıdır.
Aklınızdan şüpheye düşmeniz, gerçeklik algınızı derinden sarsar. Böyle biriyle iletişim kurduktan sonra kafası karışık, şaşkın, suçlu hissedebilir ve sorunun kendiniz olduğunu düşünebilirsiniz. Giderek ruh-beden sağlığınız ve ilişkileriniz bozulabilir, özgüveninizi kaybedersiniz.
Bir insanı aklından şüpheye düşürmenin pek çok yolu vardır ve ”Gaslighting” olarak da bilinen bu taktikler hakkında bilgi sahibi olmanız, kendinizi korumanıza yardımcı olabilir.
Bu taktikleri uygulayan insanlar genellikle patolojik yalancılardır. Açıkça yalan söylemek, yalanlarını ispat ettiğinizde bile gerçekleri inkâr etmek, onlar için sıradan bir davranıştır. Böyle durumlarda size: “Yanlış hatırlıyorsun, ben öyle bir şey demedim,” “Böyle bir şey olmadı,” veya “Sen bunamışsın / delirmişsin” gibi tepkiler verebilirler.
Hakkınızda söylenti ve dedikodular yayabilirler. Dengesiz ve kötü biri olduğunuzu söyleyerek insanları kendi yanlarına çeker, sizi yalnızlaştırabilirler. Ya da başkalarının hakkınızda olumsuz düşündüğü yalanına sizi inandırabilir, ilişkilerinizi bozabilirler.
Önemli bir konu hakkında soru sorduğunuzda, yaptıkları veya söyledikleri bir şeyi sorguladığınızda, cevap vermek yerine karşı soru sorarak veya sizi suçlayarak konuyu değiştirebilirler. Bu sadece düşünce akışınızı bozmakla kalmaz, o konuyu neden sorma gereği duyduğunuzu sorgulamanıza da neden olur. “Sakin ol,” “Aşırı tepki veriyorsun,” veya “Neden bu kadar duyarlısın?” gibi ifadelerle, hissettiğiniz veya düşündüğünüz şeyleri küçümserler. Düşüncelerinizin, duygularınızın veya inançlarınızın kabul edilmediği bir durumda, kendinizi ve değerinizi sorgulamaya başlarsınız.
Konuşmanın akışını öyle bir döndürebilirler ki yaşanan sorunun kaynağının kendiniz olduğuna inanırsınız. Örneğin, siz farklı davransaydınız, karşınızdakinin size öyle davranmak zorunda kalmayacağına ikna olursunuz. Bu taktik, zorbalık veya istismardan kurtulmanızı ve iyileşmenizi çok zorlaştırır.  Bazen yaşattıklarını sorguladığınızda, “Seni ne kadar çok sevdiğimi biliyorsun. Sana kasıtlı olarak zarar verebileceğimi nasıl düşünebilirsin! Her şeyi senin iyiliğin için yapıyorum.” gibi sizi yumuşatacak nazik ve sevgi dolu sözler söyleyebilirler. Bu sözler duymak istediğiniz şeyler olabilir, ancak bir süre sonra aynı acıtıcı davranışları tekrarlarlar. Amaçları kötü davranışlarının sonuçlarından kaçmak ve sizi istismarın kapanında tutmaktır.
Gerçekleri çarpıtıp hikayeleri kendi lehlerine çevirerek anlatırlar. Örneğin, sizi iterek duvara çarpmanıza yol açar ama sizin sendelediğinizi ve kendisinin yardımcı olmaya çalışırken duvara çarptığınızı söylerler. Hatta sizi sakarlıkla suçlayabilirler. Böylece hafızanızdan şüpheye düşersiniz. Kaos yaratarak kendinizi sorgulatma, tam da amaçladıkları şeydir.
Bu tür davranışlar giderek kendinize güveninizi kaybetmenize, manipülatörün üzerinizdeki kontrolünü artırmasına, ruhsal dengenizin ve sağlığınızın bozulmasına yol açabilir. O nedenle bu konu, gerçek bir tedavi planlamasının önemli bir parçasıdır.
Unutmayın; sağlıklı ilişkilerde aklından şüpheye düşürmeye yer yoktur.
İlişkiler, iyi bir iletişim ve karşılıklı saygı temelinde kurulmalıdır.
Devamını Oku

ÜÇKAĞITÇILIK KANIMIZDA MI VAR? 

ÜÇKAĞITÇILIK KANIMIZDA MI VAR? 
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Doç. Dr. Şafak Nakajima 
Bizler toplumsal varlıklarız ve insanlarla ilişkilerimizi sürdürmeye muhtacız. Onlarla iş birliği yaparken, karşılıklı dürüstlük ve güvene ihtiyaç duyarız. Ancak insanların kişisel çıkarları için başkalarını kandırmaya meyilli olduğu gerçeğiyle eninde sonunda yüzleşir, daha da kötüsü, kendimizin de zaman zaman bunu yaptığımızı hayretle ve üzüntüyle fark ederiz.
Kandırmaca bizim türümüze özgü bir durum değildir üstelik. Örneğin, guguk kuşunu çoğunuz guguklu saat ile tanırsınız ama onun, üçkağıtçılığın kitabını yazacak bir kuş olduğunu büyük olasılıkla bilmezsiniz.
Guguk kuşunun dişileri, yumurtalarını diğer dişilerin yuvalarına bırakmaları ve ardından olay yerinden kaçmalarıyla ünlüdür. Hanımefendi, yumurtalarını kendi yuvasına bırakmak, oturup ısıtmak ve çıkan yavrularını beslemek yerine, tüm bunları delege etmeyi yani başkalarının sırtına yıkmayı tercih eder. Yumurtlayacağı zaman incir kuşunun yuvasını gözetler ve incir kuşu yem bulmak için havalandığında usulca onun yuvasına yumurtalarını bırakır. Hatta kendisininkilere yer açmak için incir kuşunun yumurtalarını yuvadan atar. Olan bitenden habersiz  yuvasına dönen incir kuşu, guguk kuşunun yumurtalarını ısıtmakla kalmaz, çıkan bebişleri içgüdüsel olarak besler; bu yavrular kendisininkilere hiç benzemese de… Guguk kuşu ise yavrularını büyütmek yerine, enerjisini başka alanlarda kullanır.
Üçkağıtçılık sergileyen başka türler de vardır. Örneğin, bazı maymunlar, yakınlarda tehlikeli bir avcı varmış gibi sahte çığlıklar atarak diğer maymunları kaçırıp onların yiyeceklerine çöker. Emory Üniversitesi’nden primatolog Frans de Waal, şempanze Yeroen’in, yalnızca büyük rakibi Nikkie’nin yanında topalladığı ve bu sahte topallamayla onun kendisine acımasını amaçladığını anlatır.
Guguk kuşunun başka kuşların saflık ve iyi niyetini nasıl sömüreceğini çözmesi gibi içimizden bazıları da zordaki insanlara hissettiğimiz merhameti çözerek, dolandırıcılık amaçlı yardım talepleriyle bizi sömürür.
Üçkağıtçılık eğilimi doğuştan gelir ve gelişmiş düşünce kapasitesiyle planlama becerisi birleştiğinde ortaya çıkar. Yani aldatma gelişimsel bir kilometre taşıdır. Ve genellikle başarılıdır. Çoğu kez tespit edilmez.
Bazen ilişkilerin devamı, küçük aldatmalara bağlıdır. Örneğin, “Bluzun çok yakışmış.” veya “Seni gördüğüm için çok mutluyum” gibi aslında öyle hissetmediğiniz şeylerin tersini söylediğinizi düşünün bir an!
Araştırmalara göre, gençlerin %86’sı düzenli olarak ebeveynlerine, çiftlerin ise %69’u, eşlerine yalan söyler. 18 yaş ve üzeri kişilerin yaklaşık %60’ı her on dakikada bir yalan söylemeden sohbet edemez.
İşin ilginç yanı, cinsiyetler arasında yalan söyleme eğiliminin farklılık göstermesidir. Erkekler günde yaklaşık altı kez, kadınlar ise günde ortalama üç kez yalan söyler. Kadınlar, insanları daha iyi hissettirmek için yalan söylerken, erkeklerin yalanları daha çok kendilerini daha iyi ve güçlü gösterme amacını taşır.
Politikacılardaki üçkağıtçılık oranlarına girmiyorum bile… Onu araştırıcılar değil, ancak yapay zekâ hesaplayabilir.
Uzun lafın kısası, üçkağıtçılık kanımızda var. Yani, aramızda bazı küçük farklılıklar olsa da kandırmaca canlı yaşamının ayrılmaz bir parçasıdır. Çünkü üçkağıtçılık, biz dahil tüm canlı türlerinin hayatta kalması ve devamında da önemli bir rol oynar. Bunca gelenek, töre, yasa, din boşuna mı var? Kendimizi üçkağıtçılardan korumamız gerekiyor!
Siz her ne kadar “Ben asla yalan söylemem, kimseyi kandırmam!” deseniz de bu sözünüzle, bu tartışmasız gerçeği bir kez daha doğruluyorsunuz.
Devamını Oku

TUTARSIZ BAĞLANMA

TUTARSIZ BAĞLANMA
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Doç. Dr. Şafak Nakajima 
İlişkilerde sık rastladığımız sorunlardan biri, tutarsız bağlanma tarzıdır. Tutarsız bağlanma, samimi bir ilişki kurma arzusu ile ilişkiye karşı büyük korku duymanın bir arada bulunduğu davranış biçimidir.
Bu bağlanma tarzında görülen karışık duygular ve öngörülemeyen davranışlar, tutarsız bağlanmayı, endişeli veya kaçınmacı bağlanma tarzlarından ayıran özelliklerdir.
Endişeli bağlanma tarzına sahip bir birey, aşırı güven ihtiyacı içinde olduğundan, ilişkideki olumsuz işaretleri göz ardı edebilir ve sağlıksız olsa bile ilişkide kalmak için yoğun çaba sarf edebilir.
Öte yandan, kaçınmacı bağlanma tarzına sahip biri, samimiyetten o kadar korkar ki insanları kendisinden uzaklaştırır veya ilişki kurmaktan tamamen kaçınır.
Tutarsız bağlanma tarzına sahip kişiler, her ikisini birden deneyimlerler. Samimiyeti arzular, ancak aynı anda bu samimiyetten korkarlar. Sonuç olarak hem endişeli hem de kaçınmacı davranışlar sergilerler.
Tutarsız bağlanmada, kararsızlıklar, hızlı duygu değişiklikleri ve ani öfke patlamaları sık görülür. İlişkide sürekli reddedilme veya ihanet işaretleri ararlar. Terk edilme veya ilişkinin herhangi bir nedenle sona ermesi korkusu, ilişkileri sabote etme eğilimine yol açabilir. Duygusal tepkilerini kontrol etmekte zorlandıklarından davranışları istikrarsızdır. Tutarsız bağlanma, aşırı bağımlılıkla, bu bağımlılığın aniden kesilmesi ve uzaklaşma ile karakterizedir. Örneğin, bir gün ilişkilerini sonlandırmak ister, ertesi gün ilişkiye geri dönmek için çabalarlar. Her şeyin mükemmel gittiğine inandığınız anda, size sebepsiz yere saldırabilir, terk edip gidebilirler.
Bu kişilerin özdeğer ve özsaygıları da değişkendir. Bir gün kendilerini sevilmeye değer hissederlerken, bir sonraki gün beş para etmez biri olduklarına inanırlar. Kendilerini açma konusunda isteksizdirler. Duydukları sevgi ve güven sözlerine inanmakta güçlük çekerler.
Tutarsız bağlanma tarzının belirtileri kişiden kişiye değişir ve çocukluk dönemi travmalarının bir sonucu olduğuna inanılır. Hayatta kalmak için bağımlı olduğu yetişkinin, çocuğa güvenden çok korku kaynağı olduğu travmatik durumlarla ilgisi vardır. Örneğin, cinsel, fiziksel veya sözlü istismara maruz kalan bir çocuk, tutarsız bağlanma tarzı geliştirebilir. Aynı şekilde, çocuk, bağımlı olduğu yetişkinin, başka birine şiddet veya istismar uyguladığını gözlemlediğinde de tutarsız bağlanma ortaya çıkabilir. Bu tür sağlıksız ortamlarda sıkışan çocuklar, ne zaman ne yaşayacaklarını veya nasıl davranmaları gerektiğini bilemezler.  Giderek, yakın ilişkilerin güvensiz ve istikrarsız olduğuna inanırlar. Böylece, sevgi ve güven dolu bir ilişkiyi arzu etmelerine rağmen, samimi bir ilişkide nasıl güvende ve sevgi dolu hissedileceğini bilemezler.
Eğer bu belirtileri tanıyorsanız, kendiniz ya da partnerinizle ilgili endişeleriniz varsa, bir danışman ile görüşmek, ilişkinizi iyileştirmek için gereken adımları atmada size rehberlik edebilir.
Devamını Oku

KENDİN OLABİLMEK

KENDİN OLABİLMEK
0

BEĞENDİM

ABONE OL
Doç. Dr. Şafak Nakajima –
Birçok insan toplumun beklentilerini karşılamak ya da sağlıksız ilişkilerini sürdürebilmek için gerçek duygu ve düşüncelerini bastırır; böylece, kendi olmaktan çıkar. Potansiyelini gerçekleştiremeden, mutsuz ve sıradan bir yaşam sürer.
Ölmekte olan insanların yaşamlarına dair en yaygın pişmanlığı, gerçek benliklerine sadık kalmayarak başkalarının onlardan beklediği şeyleri yapmış olmalarıdır.
Ben de meslek yaşamımda pek çok kanser hastasının, kendi varlıklarını hatırlattığı için hastalıklarına minnettar olduğunu gördüm.
Yazar e.e. cummings der ki; “Seni diğerlerinden farksız yapmaya bütün gücüyle gece gündüz çalışan bir dünyada, kendin olarak kalabilmek, dünyanın en zor savaşını vermek demektir. Bu savaş başladı mı, artık hiç bitmez.”
Kendin olabilmek, içsel bir yolculukla başlar. Bu yolculuk, kendi derinliklerinize inmek ve orada kim olduğunuzu keşfetmekle ilgilidir. Kendinizi gerçekten tanımak, toplumun veya başkalarının sizden beklediği kimlikten ayrılmak ve kendi benliğinizi bulmaktır.
Kendin olabilmek, sahip olduğunuz değerleri, inançları ve tutkuları kabul etmek, içsel yönlendirmenizi takip etmektir.
Ancak kendin olabilmek sadece bir içsel süreç değildir; aynı zamanda dış dünyayla etkileşim halinde olmayı da içerir. Kendi doğrularınızı ifade ederek ve sınırlarınızı çizerek başkalarıyla sağlıklı ilişkiler kurmak da bu sürecin bir parçasıdır. Kendin olabilmek, içsel ve dışsal uyumun birleştiği bir denge noktasını ifade eder.
Kendi benliğinizi tanımak ve ona sadık kalmak, gerçek özgürlüğün ve yaşamın anlamının anahtarıdır.
Devamını Oku

Veri politikasındaki amaçlarla sınırlı ve mevzuata uygun şekilde çerez konumlandırmaktayız. Detaylar için veri politikamızı inceleyebilirsiniz.